Ticari hayat içerisinde asıl ödemeyi yapmadan önce satıcıya “kapora” adı altında bir miktar ön ödeme yapıldığı sıklıkla görülmektedir. Ancak taraflar bu ödemeyi kayıt altına almayabilmekte, kayıt altına alsalar dahi bu paranın tam olarak ne hangi amaçla verildiğini belirlemeyebilmektedir. Zira “kapora” ödemesi;

  • Satıcının ilgili malı başkasına satması halinde sorumluluğunun ne olacağı

gibi hususlar belirlenmeden yapılmaktadır. Bu noktada “kapora nedir, kapora sözleşmesi nasıl yapılır, kapora iadesi mümkün müdür” gibi soruların cevabının biliniyor olması gerekmektedir.

Kapora sözleşmelerine ilişkin hukuki problemlerinizde avukatlarımıza ulaşabilirsiniz.

Kavram karmaşasının önüne geçmek için belirtmek gerekir ki; hukukumuzda “kapora” kavramı düzenlenmemiştir. Bunun yerine sözleşme akdedilirken yapılan ödeme “bağlanma parası” (pey akçesi) ile “cayma parası” şeklinde iki ayrı şekilde tanımlanmıştır.

  • Buna göre eğer verilen kapora “bağlanma parası” ise sözleşmeden cayılsa dahi alınan meblağ iade edilecektir.

  • Eğer verilen kapora “cayma parası” ise alıcının sözleşmeden cayması halinde alınan meblağ iade edilmeyecektir.

Bu yazımızda da “kapora” olarak bilinin ödemenin hangi durumlarda “bağlanma parası” hangi durumlarda ise “cayma parası” olduğu açıklanacaktır.

Kaporanın “Bağlanma Parası” Sayılacağı Sözleşme

Kapora sözleşmesi yapılırken alıcı tarafından verilen para (eğer taraflarca aksi açıkça kararlaştırılmamışsa) “cayma parası” değil “bağlanma parası” olarak verilmiş sayılacaktır.

Buradaki kapora / para; sözleşme yapıldığını göstermek ve bir ön ödeme amacıyla verilmektedir. Dolayısıyla verilen para esas alacaktan düşülecektir. Ayrıca sözleşmeden cayılması halinde de kapora alıcıya iade edilecektir.

Tabi burada satıcı; alıcıdan (tazminat, cezai şart vb sebeplerle) alacaklı olursa (alacağı oranında) kaporayı iade etmeme hakkına sahip olabilecektir.

Örneğin sözleşmeden dönülmesi halinde bir “cezai şart” kararlaştırılmışsa; satıcı bu cezai şarta mahsuben aldığı kaporayı iade etmeme hakkına sahip olabilecektir.

Benzer şekilde alıcının sözleşmeden dönmesi hukuka aykırıysa ve satıcıyı zarara uğratmışsa; satıcı bu zarara mahsuben kaporayı iade etmeyebilecektir.

Son olarak belirtmek gerekir ki her ne kadar verilen paranın cayma parası olduğunu ispat etme yükümlülüğü kapora alan satıcıda olsa da; kapora verildiğini ispat etme yükü de alıcıya aittir. Bu sebeple verilen meblağa ilişkin satıcıdan makbuz alınmasında yahut tarafların aralarında yaptıkları sözleşmede hüküm bulunmasında fayda vardır. Aksi taktirde kapora veren alıcı, bu durumu ispat etmekte sıkıntı yaşayabilecek ve kaporayı iade alamama / ödemeden düşememe riski altına girebilecektir.

Kaporanın Cayma Parası Sayılacağı Sözleşme

Ticari hayatta kaporanın “cayma parası” mahiyetinde verildiği durumlarla da sıklıkla karşılaşılmaktadır. Böyle durumlarda alıcı sözleşmeden cayarsa verdiği kaporayı iade alamayacak; satıcı cayarsa aldığı parayı iki kat olarak vermek durumunda olacaktır. Her ne kadar taraflar bu niyetle kapora vermiş olsa dahi bu durumun ispat edilebiliyor olması önem arz etmektedir. Aksi taktirde verilen para “cayma parası” olarak değil “bağlanma parası” olarak değerlendirilecektir.

Örneğin işyeri kiralamak için cayma parası niyetiyle 5.000 TL verildiği bir durumda tarafların bu durumu sözleşmeyle belgelemelerinde fayda vardır.

Bu noktada gayrimenkul alış-satışlarına ilişkin verilen kapora üzerinde durmak gerekir. Bilindiği üzere gayrimenkul devrine ilişkin yapılan sözleşmeler yalnızca (satış vaadi şeklinde) noterde veya tapuda gerçekleştirilebilecektir. Bu sebeple eğer sözleşme noterde veya tapuda yapılmadıysa; her ne kadar kapora “cayma parası” olarak verilmiş olsa da bu işlem geçersiz olacaktır.

Böyle durumlarda alıcı; “kapora” niyetiyle verdiği parayı geri isteyebilecek; satıcı ise sözleşmeden cayarsa bu bedelin iki katını ödemek zorunda kalmayacaktır.

Taraflar kapora sözleşmesinde kısıtlayıcı bir süre de belirleyebilecek, örneğin 1 ay içerisinde bu hakkın kullanılmaması durumunda cayma parasının yanacağı / iade edileceğine ilişkin anlaşabileceklerdir.

Ayrıca taraflar kapora bedelini aşan bir oranda zarara uğramışlarsa bu zarar da talep edilebilecektir. Ancak bir tarafın caymakta haklı bir sebebi varsa bu kişinin ne tazminat ne de cayma parası ödemek zorunda olmadığını bilmek gerekir.

Bu kapsamda örneğin satışı için anlaşılan gayrimenkulün çökmesi halinde satıcı cayma parasının iki katını iade etmek zorunda kalmayacaktır. Benzer şekilde satın alınacak gayrimenkulün imara aykırı inşa edildiğinin anlaşıldığı bir durumda alıcı gayrimenkulü satın almaktan vazgeçse dahi cayma parası olarak verdiği kaporanın iade edilmesini isteyebilecektir.

Burada cayma parasının emlakçıya da verilebileceğini belirtmek gerekir. Ancak burada verilen cayma parasının iki katının mal sahibinden istenebilmesi için mal sahibinin rıza gösterdiğinin ve bu durumdan haberdar olduğunun ispat edilebiliyor olması gerekmektedir.

Bu noktada kapora sözleşmesi ve kaporanın iadesine ilişkin sorunuz olması halinde alanında uzman avukatlarımıza her zaman ulaşabilirsiniz.

Son olarak cayma parası olarak verilen kaporanın asıl borçtan mahsup edilebileceğini de belirtmek gerekir.

Bu kapsamda örneğin bir 650.000 TL’lik bir dairenin alımı esnasında verilen 20.000 TL’lik kapora, tapudaki devir işlemleri esnasında anaparadan düşülecek ve alıcı ilave 630.000 TL vererek gayrimenkulü satın alabilecektir.

KAPORA SÖZLEŞMESİ VE KAPORA İADESİNE İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Kaporanın İadesi

19. HD., Esas 2014/7981 Karar 2014/10799 Tarih 10.6.2014

Davacı vekili, davalıya ait dal ruhsatının devri konusunda taraflar arasında anlaşma sağlandığını, kapora olarak 50.000 TL ödeme yapıldığını, davalının devire yanaşmaması nedeniyle ihtarname ile kaporanın iadesini istendiğini, sonuç alınamaması üzerine yapılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, anlaşmada belirtilen sürede davacı tarafından satış bedelinin ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, kapora olarak gönderilen paranın cayma parasına dönüştüğünü belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, toplanan delillere göre, kapora bedelinin kendiliğinden cayma parasına dönüşemeyeceği, ödenen paranın cayma parası olduğunun davalı tarafça yazılı delille kanıtlanamadığı, sözleşmenin yerine getirilmemesindeki kusurun araştırılmasının sonuca etkili olmayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 50.000,00 TL asıl alacak 244,86 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 50.244,86 TL için itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 10.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kapora Alacağı

3. Hukuk Dairesi 2017/13842 E.  2018/12870 K.

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: 


Davacının İddiası


Davacı; ilanda gördüğü evi satın almak için davalı emlakçı ile görüştüğünü, 48.000,00TL karşılığında anlaştıklarını, evi satın almak için adına kayıtlı arsasını sattığını, satım bedelinin davalıya ödendiğini, davalıya toplamda 38.000,00TL nakit para ile 8.000,00 TL değerinde 2 adet çek verdiğini, tapuda satış işleminin gerçekleştirilmesi gerekirken, davalının kendisini oyaladığını, davalı hakkında şikayette bulunduğunu, bunun üzerine davalının kendisine 3.000,00 TL iade ettiğini, geri kalan kısmı inkar ettiğini ileri sürerek, 43.000,00 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı’nın iddiası

Davalı; emlak işiyle uğraştığını, davacı ile dava konusu evin 8.000,00 TL’nin kapora olarak ve geriye kalan 40.000,00 TL’nin nakit olarak ödenmek üzere 48.000,00 TL bedelle satılması konusunda anlaştıklarını, davacının 8.000,00 TL tutarında iki çek verdikten sonra geriye kalan kısmı ödemediğini, evin başka bir müşteriye satıldığını, kapora olarak alınan bedelin iadesinin istenemeyeceğini fakat davacıya 3.000,00 TL iade ettiğini, 5.000,00 TL borcu kaldığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı

Mahkemece; taraflar arasında 8.000,00TL lik iki adet çekle yapılan ödeme konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın geriye kalan 38.000,00 TL nin davalıya ödenip ödenmediği konusunda toplandığı, davacının 38.000,00TL ‘nin davacının arsasını üçüncü şahsa satmak suretiyle elde ettiği paranın davalıya ödendiğini tanıkla ispat etmek istemesine karşın, davalının tanık dinlenmesine muvafakat etmediği, davacının yazılı bir delil de sunmadığı gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. 


1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı tarafın aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 


2-)Dava; taşınmaz satışı amacıyla komisyoncu ile yapılan sözlü akit nedeniyle ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak iadesi istemine ilişkindir. 

Sözleşmenin Geçerliliği

Kural olarak, tapuya kayıtlı taşınmazların satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığı sürece geçersizdir (TMK’nun 706., TBK’nun 237., Tapu Kanunun 26. ve Noterlik Kanunun 60.maddesi). Geçersiz olduğu için de, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Ancak, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilirler. Haklı bir sebep olmaksızın mal edinen kimse onu iade ile yükümlüdür. Bu sebeple geçerli olmayan bir sözleşme dolayısıyla ödenmiş bulunan bedelin geri verilmesi, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince istenebilir.

HMK’nın 200/1.(HUMK m.288 ve 289.) maddesi gereğince; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 2.500,00 TL’yi geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Sözü geçen maddenin 2.fıkrası gereğince, senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir.

Somut Olaya Gelince,

Dosya kapsamından; tarafların dava konusu taşınmazın davalı komisyoncu (emlakçı) aracılığı ile satışı hususunda sözlü olarak anlaştıkları, davacının ödediğini iddia ettiği bedelin tanıkla ispat sınırının üzerinde olduğu ve davalının açıkça tanık dinlenilmesine muvafakat etmediği, davalının iddiayı kısmen kabul ederek, kendisine 8.000,00 TL tutarında iki adet çek verildiğini davacıya 3.000,00 TL’nin iade edildiğini sadece ödenmeyen 5.000,00 TL’nin kaldığını kabul ettiği ve davacının bu kısmı dava ettiği anlaşılmıştır.

Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı, davalı emlakçının dava konusu taşınmazın kendisine satımı konusunda aralarında sözlü akit gereğince kararlaştırılan satış parası olarak 46.000,00 TL’nin davalıya ödediğini, bu tutardan 43.000,00 TL’nin kendisine iade edilmediğini iddia etmiş, iddiasını ispat için tanık deliline dayanmıştır.

Mahkemece, dava konusu 8000,00 TL yönünden taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı geriye kalan kısım yönünden davacının iddialarını tanık beyanlarıyla ispatı istemine davalının muvafakat etmediği, yazılı delil sunulmadığı, ve davanın ispat olunamadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edildiği görülmüştür. 

Karar

Her ne kadar, mahkemenin dava konusu bedelin HMK’nun 200/1. maddesinde belirtilen sınırın üzerinde oluğu gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında sakınca yok ise de; dava konusu uyuşmazlıkta 8.000,00 TL’nin iki adet çek teslimi suretiyle davalı tarafa ödendiği hususunun davalının, bu tutardan 3.000,00 TL’nin ise iade edildiğinin davacı tarafın kabulünde olduğu anlaşılmakla; 8.000 TL’nin dava konusu edilen 5.000 TL’si yönünden kabul kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın tümden reddine dair hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç


Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.12 .2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. 

Kapora Nedir

13. Hukuk Dairesi 2016/12344 E 2018/12270 K.

Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, davalıdan 23.08.2013 tarihinde dava konusu …..otomobili satın aldığını, aracın kaporada sıkıntı olduğunu belirtmiştir.


Davalı ilk derece yargılama makamına sunmuş olduğu yanıt dilekçesi ile usuli ve esasa ilişkin gerekçelere dayanarak davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 


Mahkemece; davanın (Dava konusu aracın ve dava konusu araçta oluşan 2.000,00 TL değer kaybının davacı tarafından davalıya iadesi koşuluyla) 6502 sy. Yasanın 11/1-ç maddesi gereğince ayıpsız misli ile değiştirilmesi suretiyle kabulüne, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Bu noktada,


1-Dava, ayıplı olduğu gerekçesiyle dava konusu otomobilin yenisi ile değiştirilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece; dosya kapsamında görüşüne başvurulan bilirkişi raporuna da atıf yapılmak suretiyle dava konusu aracın davacı elinde geçirdiği kaza nedeniyle uğramış olduğu değer kaybının davacı tarafından karşılanması ile birlikte otomobilin ayıpsız misli ile değişimi cihetine gidilmiş ise de, mütalaasına başvurulan bilirkişi; raporunda, dava konusu aracın ayıplı boyasının sökülerek yeniden fırın boyama yöntemi ile komple boyanması gerektiğini ve bu işlemin 2.000,00 TL kadar bir masrafa neden olacağını, bu nedenle de aracın ikinci el piyasa değerinde 2.000,00 TL değer kaybı yaratacağı sonucuna varmış, ilk derece yargılama makamınca bu sonuç yanılgılı olarak değerlendirilerek dava konusu otomobilin davacı tüketici elinde iken geçirdiği kazanın araç üzerinde yarattığı değer kaybı olarak değerlendirilmiş ve bu miktarın davacı tarafından karşılanması hüküm altına alınmıştır.

Oysa, araç tüketici elinde iken olan kaza nedeniyle meydana gelen bu değer kaybı bilinmemektedir. O halde, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyetinden ek rapor alınmak suretiyle bu kaza nedeniyle ortaya çıkan değer kaybının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu husus dikkate alınmadan yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeyle yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.


2-Bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.